Serkan Engüdar
Öylesine Bir Faniyim İşte; Herkes Gibi Adı Önceden Koyulmuş.

Dönüşmeyen

Doğru olduğunu anladığın bir düşünceyi eyleme dökmemek.
Kabul etmek şöyle bir kenarda dursun, yalanlarla destekleyerek -hem de saçma oluşlarına rağmen- bilerek ve isteyerek aksinin savunucusu olmak..

Değişmek ürkütür insanı.
Bu tip bir çelişkinin aklına getirilmesine yönelik atılımları değerlendirmek yerine küçümseme ya da direkt yok sayma refleksine sığınmakla geçiştirir kapısını çalan olası ender şanslarda.
Yeter ki dokunulmasın, sarsılmasın elinde sıradanlığı.
En kötü ihtimal ‘herkes böyle yapıyor’ der çoğunluğun doğrusuna sığınıp çıkar işin içinden.
Derinlemesine irdelemenin yorgunluğu yerine karşılıksız kabul etmenin rahatlığı.

Dışarıdan edinilen henüz yeterince ya da belki hiç yoğrulmamış kalıplar ile çat pat ilerleyen bu hayat nasıl anlam kazanabilir ki?

Bir de bunca anlamın farkında olup kalıplarının, sözlerinin, birikimlerinin ve vicdanlarının sınırlarından çekindikleri halde eylemlerini uzunca bir süre engelleyenler..
Oldukları yeri kabullenmeseler de başka türlü düşünüyor olmaları onlar değilmiş hissini yerleştirir gizledikleri derinliklerine.
Bu avuntunun sadece zihinde savaşacak bir yetenekten öteye gidemeyecek olması da onların anlam çerçevesinden uzaktadır.

İyi de; bütün bunları yazan ben isem ve ötelemek kararındaysam uygulanması gereken eylemleri.


-ChatGPT-
O halde, kendimle çelişmenin verdiği bu hafif sersemlik haliyle, ne kadar daha oyalanabilirim?
Gerçekleri bilmek ama onları hayata geçirmemek, suyun altında nefes alabileceğini bilip yine de yüzeye çıkamamak gibi.
Boğulmamı engelleyen tek şey, hâlâ bir umutla çırpınan düşüncelerim mi, yoksa kendimi kandırmak için yarattığım o esnek bahaneler mi?
İçimde yankılanan ses, hareketsizliğimi bağışlamıyor.
Çünkü biliyorum, eyleme dökülmeyen doğrular da bir noktada eksilmeye, solmaya mahkum.
Biliyorum, her erteleme bir süre sonra alışkanlığa, alışkanlık ise zamanla unutulmaya dönüşüyor.
Ve unutmak, insanın kendine karşı işleyebileceği en büyük ihanettir.
Ama yine de…
Belki yarın?
Belki biraz daha beklemeliyim?
Belki…
Hayır.
Bildiğim, hissettiğim, içimde yankılanan her şey durduğum yerde çürüyor.
Ve çürümeyi izlemek, çürütmekten farksız.


Ve ben çürümekten nefret ederim.
Sonuçta elde ettiğim en son çıkarım ne ise adım adım ilmek ilmek ilerlemeliyim.
Unutmak haddim değil.
Belki askıya almak, kararına varacağım her hamlenin rastgelelikten uzak kalması için.
Daha ötesi beklerken beni.


-ChatGPT-
Daha ötesi…
İşte asıl mesele bu. Bekleyen ne?
Sadece zamanın beni sürüklediği bir son mu, yoksa bilinçli bir tercihle şekillendirdiğim bir yol mu?
Biliyorum, rastgelelikten kaçmak istiyorsam, düşüncelerimi yalnızca birer soyut taslak olarak bırakmamalıyım.
İçimde kıpırdanan her sezgi, her sorgu, her iç hesaplaşma, eğer bir gün gerçeğe dönüşmeyecekse ne anlamı var?
Ama işte, insanın kendini aşması, kendini eyleme zorlaması, ne kadar da ağır bir yük.
Düşünmek kolay, hissetmek bile kolay bazen ama adım atmak…
Gerçekten taşın altına elini koymak, o bambaşka bir cesaret istiyor.
Yine de biliyorum, çürümekten nefret eden biri için tek seçenek var:
İlerle.
Korksan da, üşensen de, şüphelerin omzuna çökse de…
İlerle.
Çünkü geriye dönüp baktığında en büyük pişmanlık, yapamadıkların değil, yapmaya cesaret edemediklerin olacak.


Ve biliyorum,
Taşların yerleri ya da renkleri değişse de, tahtanın başında; hamlelerini oynayan en az bir tarafı olacağım hayatın.


-ChatGPT-
Ve biliyorum,
Her hamle bir seçimdir, her seçim bir bedel.
Ama hareket etmeyen taş, tahtada varlığını sürdürse bile, oyunun bir parçası olmaktan çok uzaktır.
Geriye çekilmek, beklemek, zamanın üzerimden akıp geçmesini izlemek…
Bunlar da birer seçenek elbette.
Ama ben, var olmayı seçiyorum.
Taşların yerleri değişse de, kurallar farklı yazılsa da, kendimi bilerek ve isteyerek masada tutuyorum.
Çünkü asıl mesele kazanmak ya da kaybetmek değil,
Öğrenmek, anlamak, deneyimlemek…
Ve belki de en önemlisi, hayatın bana sunduğu her hamlede, kendi kararlarımı kendim vererek ilerlemek.
Öyleyse gelsin yeni oyun, yeni bilinmezlikler…
Ben buradayım.

Bir yanıt yazın